Sinanpaşa

03 Sinanpaşa sitemize hoşgeldiniz.
Sitemize üye olmak için kayıt ol tuşuna basınız. Üyelik aktivasyonunuzu gerçekleştirmek için mail adresinize gönderilen aktivasyon linkini tıkladıktan sonra üyeliğiniz aktif hale gelecektir. Üyelik işlemi gerçekleşirken açıklamaları lütfen dikkatli okuyunuz. aktivasyon için mail adresinize gönderilen yanlış linki tıklamayınız.

FORUMDA konu açmak isteyenler ilgiye uygun sayfada konu açabilir. Konu hakkında internet ortamına yüklenilen fotoğrafların url bağlantısını kullanarak fotoğraf paylaşabilinir. Bunların yanında video, anket vb gösterimler, yayınlar yapılabilinir.

Her Şey Güzel Sinanpaşa Bölgemizin Güzelliklerini Tanıtmak İçin....


Sinanpaşa Bölgemizin Sanal Vizyonu. Bölgesel Sinerjinin Güçlü Sesi. Tüm Hemşerilerimizin Sitesi.


    Tütün ile Sohbet (Hikaye)

    Paylaş
    avatar
    Yasin_ERSÖZ
    Site Yetkilisi
    Site Yetkilisi

    Mesaj Sayısı : 252
    Yaş : 44
    Nerden : İzmir
    Kayıt tarihi : 26/01/09

    Tütün ile Sohbet (Hikaye)

    Mesaj tarafından Yasin_ERSÖZ Bir C.tesi Nis. 04, 2009 11:41 pm

    TÜTÜN İLE SOHBET

    -Bakıyorum yüz vermiyorsun. Selâm sabah yok mu?
    -Beni içmiyorsun, bari rahat bırak! İşim çok!
    -Biliyorum, biliyorum, ama seni tanımak isteyenler var. Senin hakkında ne varsa öğrendim.. Umutlanmayasın haaa! Elime almam, içmem seni bir daha.
    -Hiç belli olmaz. Kimler kimler aşık oldu bu beğenmediğin çapkına biliyor musun?
    - Araştırdııım! Okusunlar da anlasınlar, tanımayan canlarım var ise. Benim anavatanım Orta Asya. Seninki belli değil.
    - Amerika´yı bulan Kristof Kolomb Avrupa´ya ilk kez getirdi beni.
    Amerikalı yerlileri aldattım çok önceden. Ağızlarından, burunlarından fişkırıyordum fokur fokur. Kristof Kolomb ve arkadaşları bu dumanların benden geldiğini buldular.
    - Nasıl anladılar?
    - Yerliler beni ağızlarında çiğniyorlardı. Kurutulmuş yapraklarımı yakıyorlar; dumanımı ciğerlerine çekiyorlardı. Bazıları da kuru yapraklarımı toz haline getirip burunlarından çekiyorlardı.
    - Hani insanın ağzını yakan tadın, başını döndüren, beynini uyuşturan marifetin var ya?!. İşte bu özelliklerin ile yerlileri aşık(!) etmişsindir kendine. Yaksan da yıksan da yok çaresi! Kanmışlar bir kere.. Bak neler olmuş sonra:
    San Salvador adasına ilk defa ayak basan K. Kolomb ve arkadaşları, yerlilerin burun ve ağızlarından çıkan dumanların sahibi, yeşil fistanlı, pembe yazmalı(çiçekli) bir bitki olan seni tanımakta zorluk çekmemişler. Onların da bir kısmı ilk anda vurulmuşlar, sarhoş eden aldatıcı kokularına. Avrupa´ya taşımışlar kuru yapraklarını ve tohumlarını. Avrupa´dan diğer ülkelere yayılmışsın kısa zamanda. Meşhur oluvermişsin.
    Amerika´ya gidecek kadar param olmadı(!), gidenler anlatıyorlar; Amerika´nın Yukatan adasında Maya adında bir toplum yaşamış. Onların taşlar üzerine yaptıkları resimlerde baş köşelerde oturuyormuşsun. Seni nasıl içtiklerini taşlara resmetmişler. Kuzey Ohio bölgesinde höyükler varmış. Oralardaki eserlerde de seni görmek mümkünmüş.
    Biz insanların uydurmaları, senin hakkında da olmuş. Maya ve Aztek rahipleri dinsel törenlerde dumanını kullanmışlar. Hani sen insanı anlık keyiflendirirsin ya? Bizim rahipler alışmışlar, ayinler dışında da seni içmeye başlamışlar. Yalnız rahiplerde kalsa iyi, kısa zamanda diğer insanlar da... Derken Orta ve Kuzey Amerika´ya da serivermişsin postunu. Bizde bir söz vardır; ´Hocanın dediğini yap da, gittiği yoldan gitme!´ diye. Tam tersi olmuş işte(!).
    Orta Amerika, Meksika ve Antil adalarında yaşayan halklar, o keyif verici tadına çabuk alışmışlar . Rahipler şifa ummuşlar; taze yapraklarını yaralar üstüne koymuşlar, dumanını göğüs hastalıklarına tutulanlara koklatmışlar, kokunu baş ağrılarının tedavisinde kullanmışlar. Vay be! Biz insanlar neymişiz!?
    Eski Mezopotamya ve Mısır´daki dinsel ayinlerde de tütsü dumanı ve güzel kokulu maddelerin kullanıldığı anlaşılıyor. Yoksa, oralarda da mı sen vardın?
    Önceleri K.Kolomb, kendisine hediye olarak verilmiş olan senin kuru yapraklarına pek önem vermemiş. Yerliler seni Tobacco adlı bir sazın içine koyarak içiyorlarmış. Sana o sazın adını vermiş. Nicotiana Tobaccum adıyla doğmuşsun. O günden bugüne bilimsel adın ´Nicotiana Tobaccum´ olmuş.
    Amerika´ya seyahatler çoğalmış; Vespuci, Macellan, Cortez ve ekibi ve daha niceleri… Bunlar yerlilerle birlikte seni içmişler, sonunda tiryakin olmuşlar. Dönüşlerinde tohumunu Avrupa´ya taşımışlar. Piskopos Romano Pane, tohumunu özel olarak getirtmiş, zamanın kralı Şarlken´e tanıtmış. Sene 1518 ve sevgili tütün İspanya´da üretimde. Rahip Pane´nin kitabında; süs ve şifa bitkisi olarak anlatılıyorsun. Hani seni tanımasam, marifetlerini bilmesem, bahçemin baş köşesine diker, o güzelim yeşilini ve çiçeklerini seyre dalardım… Yok yok İstemem! Ağır kokuyorsun güzelim.
    İspanya´dan Portekiz´e, Brezilya´dan Fransa´ya kulaç atmışsın. Portekiz´de elçi olan Fransız Jean Nicot ; Lizbon´da görmüş seni, dikmiş. Yapraklarının yakılıp, dumanının tüttürülmesi, kurutulmuş yapraklarının ufalanıp burna çekilmesinin öksürüğe, astıma, baş ağrısına, mide hastalıkları ve kadın hastalıklarına iyi geldiği inancıyla kraliçeye anlatmış. "Kraliçe Otu´ oluvermiş adın. 1828 de sende bulunan‚ alkolide´ye Nicotin adını işte bu elçinin adından vermişler.
    Önceleri ibadetlerde kullanılman, sonraları hastalıklara faydalı bitki ve asıl önemlisi içerken verdiğin keyif ve alışkanlık yapıcı etkin, seni daha da meşhur etmiş. Herkes seni arar olmuş. Artık, daha çok üretilmeliymişsin. Kazanç kaynağı oluvermişsin. Avrupalılar seni sömürgelerinde yetiştirmeye başlamışlar. Akdeniz ülkelerine, Kuzey Avrupa´ya, Filipin adalarına, Hindistan, Japonya ve Çin´e kadar uzanmışsın böylece. Bol bol üretilmeye başlanmışsın, keyfine diyecek yoktu kesin!..
    Keyif verdiğini anlayan sana koşmaya başlamış. Kimsenin başına geleceklerden haberi yoktu, değil mi? Sense, kıs kıs gülüyordun bence. Öyle değil mi?
    Masraflı olmaya başlamışsın. Hastalıklara neden olduğun anlaşılmaya başlanmış, yetmiş seksen sene içinde. Zararlı olduğunu anlayanlar kiliselermiş ama. Öyle ya, en çok onlarla haşır neşir olmuştun. Kanunlarla yasaklanmışsın arka arkaya:
    1575- 1657 yılları arasında Avrupanın birçok ülkelerinde yasaklanmışsın ya da aleyhine çalışmalar yapılmış. Yasaklar ve ölüm cezaları birçok insanın ölümüne neden olmuş. Ne mi olmuş? Aynen bildiğin gibi; seni bırakmamışlar. Arayanlar seni hep bulmuşlar.
    Devletleri yönetenlerin işine gelmiş. Ne olacak ki? Bir avuç insan ve bunlar hep yoğurdun kaymağını yiyenler olmamış mı? Bunu sen de biliyorsun. Şimdi başka mı ? Korkmana neden yok. Rahatın yerinde... Bir yandan yasaklar, bir yandan da sana koşturan teşvikler...
    Ünvanın, sigara olarak kullanılmaya başladığında zirveye ulaşmış. Cigar adı ile 18. Yüzyılda Orta ve Güney Amerika´da kullanılmışsın. Enfiye olarak kullanımın gittikçe azalmış. Pipo, puro şeklinde içimin de artık eskisi kadar rağbet görmemiş. Sigara şeklinde içimin Brezilya´da çok ilgi görmüş. Bu ilk sigaralara "Papelitos´ adı verilmiş.
    Avrupa´da seni sigara şeklinde içmeye ilk defa İspanya´da başlamışlar. Daha sonra da Fransa´ya geçmiş. İlk sigaralar 1844 yılında Fransa´da yapılmış ve aynı yıl İtalya´da yapılan kağıt purolar şeklinde büyük ilgi görmüşsün.
    Sigaranın yayılması 1856 Kırım harbinden sonra olmuş. Kırım savaşı sırasında gazete kağıdına sararak içmişler seni. Türk, İngiliz, Fransız ve yerli ordulara mensup askerler arasında büyük rağbet görmüşsün. Savaş sonrası yurtlarına dönen askerler, bu alışkanlıklarını beraberinde götürerek oralarda devam ettirmişler. İşte böylece sigara, sanayinin temeli olmuş, ciğerlerde taht kurmaya devam etmişsin.
    Nihayet 1878 yılında saatte 3600 sigara yapabilen ilk sigara makinesi yapılmış. Sigara sanayİinin bu şekilde gelişmeye başlamasıyla; sigara şeklinde tüketilmen, diğer tüketim şekillerine karşı üstünlük sağlamana sebep olmuş. Diğer tüketim şekilleri çok düşmüş.*
    Tütün, seni ektim, suladım, büyüttüm. Fide oldun, söktüm, arıklara diktim teker. Yağmur yağdı, büyüdün, boy saldın. Güneş ile canlandın. Yaprak yaprak çoğaldın. Gün batımları ve seher vakitlerinde kırdım yapraklarını teker teker; birinci, ikinci, üçüncü el derken uç yapraklarını… Gündüzleri dizdim birer birer, astım kargılarda. Kurudun, balyalandın. Eksperlere satıldın.
    Kokun, rengin hâlâ burnumda. Rüyalarıma dalarsın çoğu kez; çıkaramam parmaklarımdan zift karası zehrini. Nasıl oldu da senelerce içtim seni, yaktım ciğerlerimi?!. Oysa küçücükken tanımıştım, başımı döndüren o zehrini…
    Sana(sigaraya) esir olmayanlara sıcacık merhaba!



    Şükran Günay
    Şubat 2003

    Kaynak: http://www.hikayeler.net/yazilar/105457/tutun-ile-sohbet/

      Forum Saati Ptsi Kas. 20, 2017 3:49 am